19 Ocak 2010 Salı

Deminden beri...



Birçoğumuz büyük pişmanlıklar sonrası aldığımız kararlar kadar net yaşamak isteriz hayatı. Aldanmışlığın verdiği acı ile perçinleşmiş yargılarımız bizi diğer çıkarımlarımızdan daha güçlü kılar çoğu zaman. Gerçekle, olmayanın en doğru ayırtını belki de o anlarda hissederiz. Ve aldığımız kararların bizi emniyetli bir limana eriştirmesini bekleriz. Ama çoğu zaman yanılırız. Daha büyük pişmanlıklar çekeriz. Belki çevremizi daha farklı hissetmemize yarayabilir aldığımız bu kararlar ama bizi sakin bir limana götürmesi hususunda yanılmışızdır. Kanımca pişmanlıklarımız bize karar aldırmaması gerek. Karar bizim içimizden gelen, kimsenin etkisi olmadan, ikna olduğumuz hususlarda tüm benliğimizle iman ettiğimiz tercihler bütünüdür.

Birçok kişi anı yaşamayı gelecek planları yapmadan, aklının estiği gibi veya eğlenerek yaşamak olarak görebilir. Aslında geçmiş ile geleceğin bir zeminde (o anda) birleşmesinden ibarettir. Endişelerden ve kaygılarımızdan ne kadar arınabilirsek hayatın o kadar farkına varabiliriz. Bu farkındalık bize seçenekler hazinesine sahip olduğumuzu gösterir.

Geçmiş hatalarımızdan arınmaya gelince onlardan gerçek anlamda pişman olmadığımız sürece, bir kambur gibi sırtımızda gittiğimiz her yere taşır ve bulaşıcı bir hastalık gibi etrafımıza yayarız. İçten gerçekten sızılı bir pişmanlık onlardan ebediyen kurtulmamızı sağlar. İnsanoğlu gelişiminde etrafındakilere bazen zarar vererek olgunlaşır. Bizlerin oluşmasında isteyerek veya istemeyerek katkıda bulunan tanıdığımız herkese minnettar olmalıyız. Gerçek anlamda arınmak; geçmişin yükünü bırakmak, gelecek endişesi ve kaygısı yaşamamak ve geçmişi gelecekle birleştirip tüm olgunluğumuzu ana yöneltip, fark etmek için yaratıldığımızı devamlı surette hatırlamakla mümkün görünüyor. O yüzden insanları kırıp incitebiliriz. Bazılarımız tüm hayatlarını bu tarz hataların hasarlarını sarmakla geçirmiştir. Yine de varlığımızı olgunlaştırma savaşımızdan vazgeçmeyiz. Bu bizim varoluş sebebimizdir. İnsanlar yaptıkları büyük hataların pişmanlıkları kadar olgunlaşabiliyorlar.

Mutlu olduğumuz anlarda olgunluğumuzun arttığını gözlemleyebiliriz. Ya da en derin acıları çekerken içimizde bir şeylerin kök saldığını hissederiz. İşte insan denilen bu bilmecenin gerçek olgunlaşması duyguların durağan olduğu anlardan ziyade uç noktalarda gezindiğinde olur. Var olduğumuzu o uç noktalarda biliriz. Bu duygular bize coşkuyu yaşatır. Tanrı içimizdeki coşkuyu kendisini hissetmemiz için yaratmıştır. Sadece coşku içimizde patladığın da, anı fark edebiliyor, seçeneklerimizi görüp tercihimizi doğru yapabiliyoruz. Ve sıra dışı bir şeylerle karşılaştığımızda kabullenmemiz kolay oluyor.

KZ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme