Lütfi Filiz


Mustafa Lütfi Filiz Hazretleri

1.
Aşk ehline ilham olunur sırrı bedâyî
Zira bu gönül bir yüce sultan ile demsâz
Yek dil olalı dost ile halvette bu fânî
Zühdü bırakıp zevke hemen eyledi agaz

Kim aşk ile yanmışsa olur çehresi lâmi
Nurdur bu yanan Tûr-u Tecella odu sönmez
Zencir-i vefâ halkasına bağlı bu FÂNÎ
Yâ Râb, sana mirat ki yüzüm gayrıya dönmez

(Akrostiş)
2.     
Aşk ile mürşit dilinden ders alan sadık kişi
Kurtulur cehlin odundan sâhib-i irfân olur

Sıdk ile sultana hizmet âşıkın olsa işi
Feyz-i himmetle genişler katrası umman olur

Bahr-ı aşka bil ki müstağrak olanlar şöyle kim
El vurup kabzettiği hep lü'lü ü mercan olur

Dost ile hem dost içindir her ne işlerse, heman
Her umuru lütf-ı Hak'la dâimâ âsân olur

Hak cemâlinden ayırmaz her neye etse nazar
Hep avâlim niteliksiz kendine seyran olur

Cümleyi bir noktada görmek dilersen şüphesiz
Kâmile hoşça nazar kıl gördüğün Rahman olur

Adını Âdem koyup emretti secde Âdem'e
Secde emrin tutmayanlar tard olan şeytan olur

Sırr-ı tevhitte tahakkuk etse ruhu salikin.  
Kendi imam, kendi mihrab, sözleri Kur'an olur

Ölmeden evvel ölenler şevk-i aşkla Hak için
Hak verir öyle hayat ki ömrü câvidân olur

Kenz-i mahfi sırrını zâhir gören her ehl-i dil
Mezhebi aşk, meşrebi aşk, sohbeti cânân olur

Nefsini kurban edenler FÂNÎYÂ dost aşkına
Bir ebed bayram içinde daima handan olur

3.     
Zevk-i aşkınla gönül çoştu misal-i andelib
Raksa gelse çok mu ruhum, sevgiye oldu münîb

Erdi tevfik-i İlâhi rehber oldu aşk bana
Yârimi buldum da bildim, aslıma oldum karîb

Gerçi imkân âleminde ayrı düştük sûretâ
Zâhirâ gurbette olsak, gönlümüz olmaz garib

Küfr-ü iman derdine dalmıştı gönlüm bir zaman
Zann-ü evham illetinden kurtarıp oldun tabîb

Âlem-i zulmette haşr-ü neşr idim ben bî-şuûr
Şimdi sensin akl-ü fikrim, haşr-ü neşrim ey lebîb

Mürde dil feyzinle hayy oldu ey â canım benim
Senden öğrendim edeb, irfânı ey pîr-i edib

Söyle ey dil, durma söyle aşkını mahbûbuna
Öyle bir mahbûb-i dil ki cümle etvârı necîb

Tâli'i yâr, bahtı yâver bir kulum ki şüphesiz
Sen gibi şah-ı cihana hem-dem oldum ey habîb

Kurb-ı sultan ateş-i sûzandır amma FÂNÎYÂ
Padişahla ülfet etmek her kula olmaz nasib                                                        

4.     
Aşk derdine derman arayan aşk ile yansın
Dost uğruna kurban olup al kana boyansın

Aşkınla memât aynı hayattır diyen uşşâk
Can vermek için hep der-i cânânâ dayansın

Gerçek er olan gerçeğe can vermiş olandır
Gel gerçeğe can ver ki ebed ruhun uyansın

Senden gelen her cevr-ü cefa aynı sefâdır
Bildim ki iki hâleti bir kalbe koyansın

Gizlendi güzel görmesin ağyâr diye gözden
Girsen de bulut altına ey Şemsim ayansın

Her yüzde seni seyrediyor âşık-ı şeydâ
Zahid göremez vechini, ol çeşme nihânsın

Pervâneye ders vermede FÂNÎ yüce aşkın
Hak dost diye dil yanmanın ezvâkına kansın

5.     
Yalnız gidenin hâli harap, ömrü hederdir
Yol göstereni olmayanın zevki kederdir

Doğru bilici öncü gerek yolcuya, zira
Çıkmaz yola sapmış olanın derdi beterdir

Bir mürşid-i kâmil ara, boş geçmesin ömrün
Şeksiz yolu aydınlatan ol şems-i zaferdir

Tut dâmenini aşk ile sen ol ulu zatın
Zan zulmetini yok eden ol nur-ı seherdir

Her âşıka yokluk gerekir almak için yol
Benlik bırakır yolda seni, terki hünerdir

Her zahmeti rahmet bilir Hak yolcusu elbet
Her cevr ü cefâ; aynı safa, dürr ü güherdir

Bel bağladığın aşk ipini dosttan ayırma
Yol ehline teslim olunan sır bu kemerdir

Hak gezdirir her durağı zevk ile seyret
Ta gayesi Hak'tan sana bir lütf-i eserdir

Aşk kervanının başbuğuna bağlı bu FÂNÎ
Hep mahmil-i aşkında kalır, gör ne seferdir

6.  
Gel kendini bil geçmeden ömrün bu fenadan
Bir mürşide bağlan haber al zevk-i bekâdan

Rüzgâr gibi geçmekte günün gafleti, terk et
Gir mekteb-i irfâna, oku ilmi Hüdâ'dan

Dünyada hezar, fende baş olsan sana derler
Her şeyi bilir, kendini bilmez cühelâdan

Girdaba düşen kurtaramaz kendini asla
Kâmil çıkarır hufre-i girdab-ı belâdan

Alâyiş-i beyhûdeye aldanma, tuzaktır
Allah'ı seven geçmelidir hubb-i sivadan

Zan ehli tapar vehm ile mec'ul-i ilâhe
Hakk'ı tanıyan dem vuramaz çun ü çirâdan

Tut her sözünü aşk ile sen mürşid-i pâkin
Tab'ın yok olur zulmeti ol nur-ı ziyâdan

Bir dil ki dil-ârâyı bilip oldu dil-âgâh
İsmi yazılır defter-i aşka "Urefâdan"

Bâki'ye ulaşmak dileyen olmalı fânî
FÂNÎ cana bin can katılır nefh-i Hüdâ'dan

7.     
Akl-ı külden ders alanlar ârif-i billâh olur
Ârif-i billâh olanlar vâsıl-ı Allah olur

Vuslatın feyzi dolunca kalbine âşıkların
Kâinatın sırrını zâhir görüp âgâh olur

Âdem-i kâmil denir bu tahta câlis canlara
Âleme, hem âdeme hâkim olan bir şah olur

Böyle bir kâmil bulunca biat etmek farz olur
Kim ki bu farzdan kaçarsa şüphesiz kemrâh olur

Kenziyâ fânî olup mahf-ı izafât eyledi
FÂNÎ de kenzi bulunca bâkiye şehrâh olur

8.
Deryay-yı ezel çalkalanıp durmada her an
Kâh dalgalanıp, coşmadadır, kâhi de pinhân 

İzhar-ı celâl itmededir sarsarı kahrî
Kâh bâd-ı cemâliyle bulur taze hayat can

İçten içe binlerce deniz katrede gizli
Deryalara câmi olan her katre bir umman 

Emvâca nazar kıl ne diyor, dinle, kulak ver
Her reşha “Ene’l-Hak” diyerek olmada şâdân

Her mevce eder aşk ile hep sahile ikbal
Ettikçe telâtum kavuşur aslına devran

Her cûş ü hurûşta bırakır sahile gevher
Kim gevheri bulduysa olur şüphesiz insan

Derya gibi ol, gizle bütün sırrını FÂNÎ
Her mevce sana bir dil olur ey dil-i handan

9.
Acep insan-ı kamil ki bulunmaz nam ile şânı
Bu akl-ı cüz ile idrak ne mümkündür o zî-şânı

Kitaplardan okunmakla nasıl tatmin olur kalpler
Ki bunca ehl-i zâhirler okur, bilmez o sultanı

Onu bilmek, onu görmek, onu bulmak ne mümkündür
Heman bahşayiş-i Hak’tır açan ol vech-i tâbânı

Hidayetle ona teslim olan sâlik içer tesnîm
Gider cehli, bulur temkîn, dem-â-dem artar irfânı

O “Er-rahman ale’l-arş’i-steva”, hem nokta-i kübrâ
Bu âlem nokta-i suğra-dürür, derk et o cânânı

Ayan, gizli bütün eşya onun âzâ, kuvâsıdır
Başı arştır, ayağı ferş muhit olmuş bu ekvânı

Zefiriyle olur zâhir avâlimde mezâhir hep
Şehikıyle olur bâtın, budur enfâs-ı rahmanî

Ne mutlu ol başa devlet kuşu konmuş bu âlemde
Bu bir nasr-ı aziz-i Hak, cihan-ı can hayranı

Bu FÂNÎ canını verdi, Aziz sultanına erdi
Tükendi kalmadı derdi bilince sırr-ı Sübhân’ı 

10.
Kısa yoldan Hakk’a ermek dilersen
Terk eyle benliği, bir mürşide var
Âlemi, âdemi bilmek istersen
Akılla bilinmez bir mürşide var 

Alır bütün benliğini, ölürsün
Verir ilm-i ledün cihan olursun
İşte o dem şeksiz Hakk’ı bulursun
Fırsatı kaçırma bir mürşide var

Kendini bilmeze denir nâdan
Kurtulmaz yüreği reyb ü gümândan
Şüphesiz bilenler olur şâdân
Kendini bildiren bir mürşide var

Kapılma dünyaya pek çoktur âlı
Kurulmuş tuzaktır, zehirdir balı
Bir elden bir ele devrolur malı
Berzahtan kurtaran bir mürşide var

Haktan dûr olanın yüreği taştır
Dünyada ettiği kuru savaştır
Sırtında tuttuğu ölü bir baştır
Dirilmek istersen bir mürşide var

Çalışıp didinmek, yorulmak olsun
Biraz da Hak için benzimiz solsun
Aşk derdi gelirse koy yürek dolsun
Bu derdin merhemi bir mürşide var

FÂNÎYÂ bu öğüt sanma boşuna
Bu canın elbette bir gün taşına
Geçmeden şu adın mezar taşına
Çabuk ol, hiç durma bir mürşide var

11.   
Her zerre sen ateş de sen nur da sen
İsa da sen, Musa da sen, Tur da sen

Kalem sensin, kağıt sensin, yazan sen
Kitap sensin, Furkan sensin, Kur’an sen

Gören sensin, görünen sen, göz de sen
Konuşan sen, dinleyen sen, söz de sen

Duran sensin, yürüyen sen, yol da sen
Ön, ard, alt, üst, sağ da sensin, sol da sen

Can da sensin, cânân da sen, ten de sen
Hayat, memât, şah ile hem bende sen

Varlığınla kapsamışsın her yeri
Her ne ki var gizli, ayan, sensin, sen

Küntü kenzin mazharısın Kenziyâ
FÂNÎ sende baki kalan “Ben”de sen                       

12.
Bir nokta idin sonra elif kametin oldu
Senden sanadır vuslata yol aşk sebep oldu

Bir nur-i İlâhi idin ah hâke giriftâr
Oldun, bu zuhûr alemi hep sen ile doldu

Bir cemre idin, sevgi ile toprağa düştün
Canlandı heman arz u semâ raksa koyuldu

Çarptı iki el birbirine meydana çıktı
Bir ses ki “Enel Hak” sözünün yankısı oldu 

Lahut idi nâsuta gelip bir sefer ettin
Bildim bu sefer kendini izhar için oldu

Her zerre dedi: “Merhaba ey sevgili cânân”
Sen şah-ı cihansın ki sana hepsi kul oldu

FÂNÎ bu cihan oldu heman aşk ile baki
Bir nokta iken aşk ile ol bir elif oldu

13.     
Allah isimsizdir, bir ismi olmaz
Resimden münezzeh sureti olmaz

İsim resim hayâldir vücût kendisi
Vücût mevcut için hayâlsiz olmaz

Zâtı münezzehtir esmâ, sıfattan
Esmâ, sıfatsız hiç bilinmek olmaz

Kâinata bir bak âdem çün oldu
Âdemsiz âlemler kâinat olmaz

Bu âdem âleme âlem âdeme
Oldular âyine bakansız olmaz

Aynada görünen hayâldir amma
Bakan olmaz ise hayâl de olmaz

Ey FÂNÎ ne varsa âdemde vardır
İnsan-ı kâmilde bir şey yok olmaz

14.
Bilinmezlik âleminde nihânsın
Zuhurunla kendine sen âyansın
Vücuhunla zatına hep beyânsın

Elestü bezminde şahımsın benim
Bir nazar kıl ki penâhımsın benim

Her eşyada gizli olan gönüldün
Bî-renk iken bin bir renge büründün
En sonunda şekl-i insan göründün

Gümanım yok secdegâhımsın benim
Bir nazar kıl ki penâhımsın benim

Aslım sensin, yine sana gelmişim
Ten postunu eşiğine sermişim
Mah cemâlin görüp, güller dermişim 

İnkârım yok secdegâhımsın benim
Bir nazar kıl ki penâhımsın benim

FÂNÎ bayram eyle şimdi yâr ile
Ay güneşe, bülbül kavuştu güle
Ne gam artık düşsen de dilden dile 

Mabudumsun, secdegâhımsın benim
Bir nazar kıl ki penâhımsın benim

15.
Bir deniz ki dalmak gerek
Kar’ın semek bilmez ola
Bir semâya ağmak gerek
Onu melek bilmez ola

Yoldaş olma nâdan ile
İnsan sıfat hayvan ile
Hak, hukuku tanımayan
Nân ü nemek bilmez ola

Bir pÎre gel eyle hizmet
Alasın manavi hizmet
Senden sana sefer eyle
Yolun felek bilmez ola

Haklar isen pîrin sözün
Pak edersen kalbin, özün
Bir güneş ki doğar sende
Nurun ay, gün bilmez ola

Fırsat varken bir mürşit bul
Her sözünü eyle kabul
Hak sarhoşu olur FÂNÎ
Kendisini bilmez ola

16.
Ezelden bahşolmuş sevgi bizlere
Kiminde bir çeşit, bizde bir çeşit
Her bakış farklıdır bütün yüzlere
Kiminde bir çeşit, bizde bir çeşit

Birlik neş’e verir, ayrılık keder
Âşıka ayrılık ölümden beter
Her başta bir sevda dumanı tüter
Kiminde bir çeşit, bizde bir çeşit 

El tutan âşıkların oldu bahtiyar
Dost gönlü pek geniş, bu âlem pek dar
Herkesin sevdiği gerçi hep o yâr
Kiminde bir çeşit, bizde bir çeşit

Hazine bizdedir, tılsım da bizde
Taşrada arama, sır gönlümüzde
Dilberi görmek var ama her yüzde
Kiminde bir çeşit, bizde bir çeşit

Ey FÂNÎ kendinden geçtiğin zaman
Ne varsa yok olur, Hakk kalır hemân
Bu zevki anlamak, erişmek ey can!
Kiminde bir çeşit, bizde bir çeşit

17.
Kâinat sevgiden yaratılmıştır
Her taraf sevgiyle donatılmıştır
Tartıya konulsa seven, sevilen
Sevilen daima ağır basmıştır

Sevilen nazlıdır, sevende niyaz
İlahî sevgiye canlar dayanmaz
Hak ile hak olmak en büyük namaz
Kılanın kalbinde güller açmıştır

Hak içİn can veren şüphesiz canan
El tutan âşıklar gönülde sultan
FÂNÎYÂ böyledir İlâhî devran
Aşkullâh dâimâ baki kalmıştır 

18.
Bir nazar kıl kaplamış Hû her yeri
Hû’ya karkolmuş serapâ aşk eri
Düşme zâhidler gibi vehme sakın
Hu’dan istimdâd eden kalmaz geri

Bahr-ı Hû’da can veren cânân olur
Hû’ya müstağrak olan umman olu
Ayrı bilmez, gayrı görmez Hû diyen
Hû bilenler şüphesiz sultan olur

Dilde gerçi pek kolaydır Hû demek
İlm-i tahkîka verilmezse emek
Zevki yoktur Hû dese, görmez gözü
Bahr içinde bahri bilmez çün semek

Hû bilinmez yer okunsa bin kitâp
Mutlaka mürşit gerek eyle şitâp
Cennetü’l-irfâna cehd et girmeye
Hû tecelli eylesin bî-irtiyâb 

Say edip mürşit elini al ele
Aşk ile gözyaşların dönsün sele
Hak’la nutku, sakla sırrı dâimâ
Hû’yu zevk et, neşeler dolsun dile 

Bahr-i Hû’da ne mekan var ne zaman
Hû’ya daldım, Hû’yu bildim ben bu an
Bir deniz ki dalgası gayrı değil
Hû’ya mirat oldu FÂNÎ bî-gümân 

19.   
Suretler yok iken seni ben sevdim
Sen ile hem sende idim, gizlendim
Sevgi benim, seven hem sevilendim

Dedi canan: “Seni yarattım ey can,
Beni tanı, unutma hiçbir zaman”

Sanki tohum içre ulu ağaçtık
Gizli gizli çok âlemler dolaştık
Sevdik, seviştik, bir yere ulaştık

Kudret eli bizi gurbete attı
Ayrı düşme acısını can tattı

Birçok canlar ile düştük yollara
Görmüyorduk ne sağlara, sollara
Herkes dertli düştük gurbet çöllere

Susuz kaldık, su sandık biz serabı
Hayâll oldu sevgilinin şarabı

Bir gün oldu sevda başa tak dedi
“Vuslat için çare can kıymak” dedi
Yetişti dost,”Yüzüme bir bak”, dedi

Mutlu oldu FÂNÎ aslın ulaştı
Canla cânân kucaklaştı, sarmaştı

20.
Severim her güzeli güzel benim diyerek
Güzelliğim ezelî sende gördüm diyerek
Açtım yeni bir defter sonsuza dek yazılsın
Sevgi benim, hem seven, sevilen ben diyerek

Seven, sevilen bende; beden arada perde
Perde kalksa aradan sevgi kalır her yerde
İkide Bir bilindi, Bir’de iki silindi
Özün bilen sevindi Bir’lik benim diyerek

Sevgiden, yaratıldı iki cihan a gözüm
Seviyorum sevgilim, budur ilk ve son sözüm
Önsüz, sonsuz sevginin yüzüne sürdüm yüzüm
Ey FÂNÎ ben sevgiyim, sevgi Kenzî diyerek

21.
On yedi aralık Mevlâna günü
Mevlâna sevenler bekler bu günü
Canlar semâ eder, neyler üflenir
Şeb-i Arus’tur vuslat düğünü 

Mevlâna nurunu meclise serpmiş
Semazen, neyzenler kendinden geçmiş
Cemiyet vecd ile olmuş yek-vücût
Şems-i Hak Mevlâna tecessüm etmiş

Semazen Mevlâna, neyzen Mevlâna
Cemiyet Mevlâna, canlar Mevlâna
Mevlâna olmayan bir yer kalmamış
Kainat bir ceset, ruhu Mevlana

Cihan derlenip bir Mevlâna oldu
Şems-i Hakk’ın nuru ol dile doldu
İki derya heman birleşti kalpte
Vuslat-ı ulyâdan bir inci doğdu

Ey ulu Mevlâna, ey dürr-İ meknûn
Cemiyetin baki, âşıklar memnun
Dergâha yüz süren hep olur makbul
Mevlâna eylemez kimseye mahzun

Ey şems-i hakikat nuru Mevlâna
Ey kâinatın sırrı Mevlâna
FÂNÎ’yi feyzinle şâd eyle daim
Ey kerem-kani zat-ı Mevlâna

22.
Celâliyle zâhir olsa bu da geçer be yâ hû
Cemâliyle ayan olsa "Bu da geçer" de yâ hû

Bî-karardır felek dâim döner, durmaz hiçbir an
Dursa bir an ne yer kalır, ne gök kalır be yâ hû

Kâhî zulmet, kâhi envâr bir bir ardın devreder
Kâhî lütuf, kâhi kahır O'ndan olur be yâ hû

İmtihan için oluptur dâima neş'e, azap
Sen seni bilmek içindir kahrı, lütfu be yâ hû

FÂNÎYÂ vird-i dâim et bu sözü her zaman
Gece, gündüz hatırından çıkmasın be yâ hû

Celâliyle zâhir olsa bu da geçer be yâ hû
Cemâliyle ayan olsa "Bu da geçer" de yâ hû

23.
Bayram oldu dosta geldik î-di ekberdir bugün
Bayram oldu dostu gördük, rûz-i enverdir bugün
Bayram oldu dosta olduk, kenz i gevherdir bugün
Lütf-i Hak’la gönle girdik, bayram oldu çok şükür

Hep sana vuslat için farz oldu hac, savm Ü salât
Bulmuşuz dost ile rif’at, içmişiz âb-ı hayat
Gitti firkât, oldu vuslat, hep nur oldu şeş cihât
Ref`  olundu ebr-i zulmet bayram oldu çok şükür

Eyledik bir pîre biat, canı ihyâ eyledi
Doğdu şems-i marifet esrârı ifşâ eyledi
Ehl-i şer’a bürünüp dost remzi imâ eyledi
Âşikâr oldu hakikat, bayram oldu çok şükür

Dîdeler hep oldu rûşen rüyet-i canân ile
Meclisimiz oldu gülşen sohbet-i yârân ile
Hasta kalpler oldu dilşen sıhhat-i imân ile
Cümle uşşâk oldu hep şen, bayram oldu çok şükür

FÂNÎYÂ Kenzî’yi buldun gönlün olsun şâdumân
Ağladın çok, şimdi güldün, oldu artık dil cinân
Sarmaşıp nur ile doldun hakkı gördün çün ayan
Bahtiyar kullardan oldun, bayram oldu çok şükür

24.
Misafirhanedir bu dünya gelen kalmaz, gider bir gün
Ömür kandilinin yağı biter, kalmaz, söner bir gün
Beden kâşânesi virâneye elbet döner bir gün
Yaman bir pehlivan olsan, ecel şeksiz yener bir gün

Binip cansız ata canlar bu âlemden göçer bir gün
Bu âlemde ne ektiyse o âlemde biçer ol gün

Ölüm âkıllere bir levha-yı ibret olur ey can
Muammâdır çözülmez, gâfile hayret olur ey can
Ölüm hali heman bir sahne-i dehşet olur ey can
Bütün âriflere şeksiz, ölüm vuslat olur ey can

Binip cansız ata canlar bu âlemden göçer bir gün
Bu âlemde ne ektiyse o âlemde biçer ol gün

Bu âlemde nesin, kimsin, niçin geldik bu dünyaya
Bu gelmekten, bu gitmekten, bu varlıktan nedir gâye
Kuru bir söz ile gitmek revâ mıdır hiç ukbâya
Muammâyı çözenler yüz çevirir semt-i manâya

Binip cansız ata canlar bu âlemden göçer bir gün
Bu âlemde ne ektiyse o âlemde biçer ol gün

Şükür FÂNÎ Aziz Kenzî isimli bir cihan buldu
Ona teslim olup gönlü dikensiz gül ile doldu
Ölüp, anda dirilip hem hayatı câvidan oldu
Açıldı gonce-i mânâ fenânın gülleri soldu

Binip cansız ata canlar bu âlemden göçer bir gün
Bu âlemde ne ektiyse o âlemde biçer ol gün

25.
Bütün ahkâm-ı celâlin sonu elbette cemâl
Bu iki hükm-i kaderle olur izhar-ı kemâl
Gece devrin bitirip gündüz alır nöbeti hem
Ki doğar şems-i hakikat gelir ecrâma zevâl

Bir emirdir çeviren arş ile kürsi feleği
Buna memur oluyor yerle göğün her meleği
Bu olursa bütün âlemde Hüdâ’nın dileği
Bu doğan şems-i hakikat ne vehimdir, ne hayâl

Yok olur sanma hakikat olur elbette celî
Eder icrâ-yı adalet Çalab’ın kudret eli
Mutasarrıf O’dur âlemde dedik cümle “Beli”
Heman ibretle tahayyür olur uşşâka bu hâl

Ulü’-ebsâr eder ibretle temâşâ-yı cihan
Geçerek çun ü çirâdan tutar ol vahdet heman
İki el çarpmasa birden ses olur muydu ayân
Bu sesi zevk eden ârif edemez kîl ile kâl

Oku FÂNÎ açılan yaprağını sen cihanın
Yeni bir safha-yı devr açmadadır hükmü anın
Taraf-ı Hak’tan olan rahmetidir cismi cânın
Bu ne ahkâm-ı İlâhî yine bedr oldu hilâl

26.
Senin aşkın ile cânâ gece gündüz yanarım
Bu mukaddes odu lütf etmesen elbet donarım
Nereye atf-ı nazar kılsa gözüm hep sanadır
Bütün eşyada cemâlin görüp, ismin anarım

Bana bahşeylediğin aşk ile sevdim seni ben
Ne güzel dert ile dermanını buldu bu beden
Ebedî hayy olur elbet senin aşkınla ölen
A benim sevgisi bol menba-ı aşkım, pınarım

Dedi: “Aşkım dayanılmaz, tutulan etsin hazer”
Dedim: “Âşık olanın aklı başında ne gezer”
Dem olur hicr ile ağlar, dem olur vaslı sezer
Ne doyar aşına gönlüm, ne şarabın kanarım

Yürü FÂNÎ yüreğin yâr ile çırpınsın heman
Kâh olur kabz-ı tecellî, kâh olur bast-ı cenân
Sana aşk desini cânân okutur gizli, ayân
Bu garamla tutuşan kalbimi dosta sunarım

27. 
Lutfunla küşad oldu doğruca sana rahım
                                               Hiç kalmadı ahım
Geldim yüzümü sürmeye ben pâyine şahım
                                               Ey pîr-İ penahım
Tut destimi kaldır beni âlâ-yı kemale
                                               Tez bezm-i visale
Mir’at-ı cemalin ola bu rûy-i siyahım
                                               Ey çehresi mahım
Âşıklara can kabesidir vech-i cemilin
                                               Hep feyz-i celilin
Ebvabına matuf oluyor şimdi nigâhım
                                               Düdide güvahım
Hakk’ın ezeli lütfu beni eyledi FÂNÎ
                                               Nur etti bu canı
Baştan düzelince yine bu hal-i tebahın
                                               Mahvoldu günahım
                                               Hiç kalmadı ahım

28.
Muhabbet bir anahtardır açar bâb-ı dili elbet
Muhabbet manevi güldür, kokar, meclis olur cennet
Muhabbet olmasa şâyet zuhûr etmezdi âlemler
Muhabbetle düzen verdi bu ekvâna Cenâb-İzzet

Bu kesret farkını tevhid eden nûr-ı muhabbettir
Muhabbetten doğan lezzât bil esrâr-ı Muhammed' dir
Muhammed sırrına vâkıf olanlar genc-i hikmettir
Bu hikmetle eder her dem muhib mahbûb ile sohbet

Muhabbetle bulur her can hayat-ı sermedi ancak
Bu envâr-ı muhabbetten nice dil bulmasın ezvâk
Muhabbet sırrının zevki eder uşşâkı hep intâk
Muhabbetle gönüller şâd olup buldu ulu devlet

Ey Allah'ım baîd etme bu FANÎ'yi muhabbetten
Muhabbet şehrinin şâhı cenab-ı pâk-i Ahmed'den
Bu gönlüm müstakar olsun heman aşk-ı meveddetten
Gel ey sultan-ı aşkım gel, muhabbetle beni şâd et

29.
Bak cümle eşya-yı cihan
Tevhid eder Hakk’ı heman
Gel sen de ey mutlu olan
Tevhide sây et her zaman

Gerçi Hüda’dır lâmekân
Hâli değil andan mekân
Olsun sana vird-i zeban
Tesbih-i Mevlâ her zaman

Yatma seher vakti uyan
At gafleti Hakk’a dayana
Zikr ile hem nura boyan
Tahmid edip sen her zaman

Birdir Hüdâ, yoktur eşi
Dostu bilir ârif kişi
Hak’la olur her cümbüşü
Tenzih iledir her zaman

FÂNÎ heman Kenzî’de râz
Oldu, eder dâim niyaz
Her derdine Hak çare-sâz
Takdis onundur her zaman

30.
İdrak güneşi doğduğu dem burc-ı hameden
Nevrûz-ı hakikatle gönül nura boyandı
Gaflet kışının uykusu yok oldu temelden
İrfân bağının aşk ile ezhârı uyandı

Dildâra müşahit olanın dîdesi elbet
Îd-i ekber eder, her demi ezvâk-ı meserret
Sultan-ı cemâl şüphesiz âşıklara cennet
Müştak-i hakikat bu cemâl uğruna yandı

Kâmiller eder nâkısı telkîn ile ikmâl
Salik de bilir kendini tafsil ile icmâl
Kur’an ile furkanı oku, eyleme ihmâl
Zaten ikilik bir olan ol Zat’a beyandı

Enfüs ile âfâkı bilen Rabbini bildi
Mevlâsına ârif olanın ruhu dirildi
İlm-i ezelî sâhib-i irfâna verildi
FÂNÎ’ye nasip olmak için dosta dayandı.

31.
Ebedi ruha şifa, aşk ile yansın bu gönül
Biraz eksilse heman ye's ile solsun bu gönül
O kadar aşka giriftâr olayım ki ne olur
Yalnız heykel-i aşkın ile olsun bu gönül           

Bizi atmış ise de hükm-i İlâhi bu ile
Bu uzak aynı yakîn oldu heman ehl-i dile
Bu gönül bir idi zaten ezelî dostu ile
Bir olan yâr ile birlikte karar etti gönül

Bu ne tılsım, bütün âlem senin aşkınla yanar
Kimi "kû kû",kimi "Hû Hû" diye hep ismin anar
Kimi ummanına doymaz, kimi cur'ayla kanar
Değişen reng-i tecelî ile mest oldu gönül

Seni hakkıyla bilen kendini bildi, ne güzel
Bu idi maksad-ı izhar, bu idi hükm-i ezel
Ne yazık kendini bilmezler olur misl-i gazel
FANÎYÂ haline şükret sana dost oldu gönül

32.
Ehl-i hâliz, kâle gelmez hiç bizim ahvâlimiz
Aşk-ı Hak’tır can evinde has olan emvâlimiz

Her neye kılsak nazar didar-ı Hak meşhûdumuz
Sağlanır bu zevk ile ikbal ü istikbalimiz

Merkez-i tevhid-i Hak’tan etmeyiz hiç infikâk
Çün visâl-i yârdır ancak dildeki amâlimiz

Şems-i idrak doğduğu magribden nikabın çâk edip
Nura garkoldu bizimi tafsil ile icmâalimiz

Sırda sübhân, dilde Kur’an, işte furkandır o zat
Oldu bürhan bu vucûtta münceli iclâlimiz

Biz kelâmı menbaından duymuşuz, ders almışız,
Ermişiz tahkika kim taklit değil akvâlimiz

FÂNÎYÂ fahrin sezâsıdır her ne mikdar eylesen
Çün Aziz Kenzî oluptur kıble-i ikbalimiz

33.
Tüm güzellere güzellik vereni gördünüz mü?
O bu illerden değil
Tüm iller O'nun
Güzelliği evrenseli kapsamış
Özge illerden güzellik serpmede
Serpintisi gönüllere gelmede
O güzellikten
Kim bir kırıntı kapdıysa:”Benim” demede
Taş kaptı, elmas oldu
Bitki kaptı, gül oldu
Hayvan kaptı, ceylan oldu
En son yaratık kaptı Âdem oldu
Ah bu Âdem, ah bu âdem, ah bu âdem
Güzellik Âdemde olgunlaşınca
Tüm yaratık ona taptı
“Ben daha güzelim” diye başkaldıran
Çirkin oldu, kovuldu
Yusuf'a güzellikten biraz verildi de
Mısır güzellerinin gözleri kamaştı
Ey güzel!
Kamışa girdin, sarhoş eden ney oldun
Üzüme girdin, bihuş eden mey oldun
Ya insandakini...
Artık sen düşün
Ben sustum
Bilen, gören, bulanlara ne mutlu
Tüm güzellere güzellik vereni

34.
Bir gemim var yüzer derya içinde

Süvarisi sırma libas içinde
Yelken Hakk'ın, dümen kaptan elinde
Fırtınaya çarkçıbaşı neylesin.

Kaptan gözün hiç ayırmaz pusuladan
Haritaya bakar gider durmadan
Fırtınayı gösterirse yelkovan
Hakk'ın celalini kaptan neylesin.

Bazen deniz durur, sakin görünür
Fakat içinde ne dalga bürünür
Şimdi celal, şimdi cemal belirir
Hepsi onun buna pusula neylesin

Fânî heman teslim ol sen rızaya
Ne gelirse göğsünü ver sen kazaya
Kahrı, lütfu bilen erdi safaya
Gözü şaşılara Lokman neylesin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme