Âşık
ibadetinde öyle bir noktaya varır ki devamlı surette Rabb'ıyla mülakatta olur.
Alasalatihimdaimun makamıdır bu, âşık her nereye yüzünü çevirse Rabb'inin
vechini/yüzünü orada görür. Artık bakışı keskinleşmiştir. Allah ile bakar Allah
ile duyar olmuştur. Böylece Allah'ın işittiği kulağı, gördüğü gözü olmanın
künhüne vakıf olur. Bu nedenle âlem âşıkın görünümüyle sübut bulmuştur. Allah,
âleme bu nevi kulların gözüyle bakar. Bu özel münasebetten ötürü âlem helak
olmaz varlığını devam ettirir. Şayet Cenab-ı Hakk Teala Hazretleri kendi
vechi/yüzü ve gözüyle bu âleme baksaydı âlem bir anda yanar kül olurdu. İşte
bundan dolayı Allah âleme, kendi suretinde yaratmış olduğu insan-ı kâmilin
(halife’nin) gözüyle bakar.
Yakıcı
yüceliklerle âlem arasındaki perde işte budur, yani insan-ı kâmil hicab-ı
kibriyadır. Bu yüce bir farkındalıktır, kemâlâttır. Bu farkındalığa varana
kâmil insan denir. Arapça da insan kelimesinin türetildiği kelime (Ânese) dir.
Farkına varmak anlamına gelir ki bu kök kelimeden türetilerek farkına varan
anlamına gelen “insan” kelimesine ulaşılır. İnsan yücelerin yücesinde olanı fark edebilecek ve onunla ünsiyet kurabilecek varlık olduğundan bu ismi almıştır. İşte bu
farkındalığa ulaştığında da kemâlâtın zirvesinde olur ve Hakk'ın tezahürü gerçekleşir. Subhan, "halife" olandan âleme nazar eder. Tüm kâinat da Subhan'a secde eder.
Secde emrini tutmayanlar ise tard olan yani kovulan şeytan olur.
KZ
Bu kullardan olmak temennilerimle.
YanıtlaSil