İmza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İmza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2025 Pazartesi

Vefa ve Vefat

Vefa toprak gibidir. Zira toprak, sadık bir dost gibi, kendisine emanet edileni muhakkak karşılıksız bırakmaz.



Vefa Toprak Gibi, İnsan da Öyle Olmalı


Zira toprak, neyi alsa bağrına basar.

İster gözyaşı dök, ister terini akıt…

Ne verirsen ver, bir gün mutlaka hayata çevirir.

Çünkü toprak, unutmayanların lisanıdır.

Sessizdir, lakin sadıktır.


Sen de bil ki, vefa böyledir.

Kendisini belli etmez.

Görünmez.

İz bırakmaz.

Ama vakti gelince gül olup açar.

Kimseye söylemeden, gürültü etmeden döner sahibine.

Çünkü vefa, ses değil sadadır.

Bir gönülde yer etmişse, artık o gönül sıradan bir kalp değildir.


Ne bekler, ne ister, ne de hatırlanmak için çırpınır.

Zaten hatırlamak değil, unutamamaktır onun cevheri.

Vefa; gözden silinse de, gönülden silinmemektir.

Üzerine basanları bağrına basmak, incitene dahi gül yetiştirmektir.

Bunu yapabilen gönül, işte gerçek topraktır.


Ama asıl mesele burada başlar:

Sen toprağa ne verdiğini saymaya kalkma.

Çünkü mesele, toprağa ne kattığın değil,

Toprağın kendisine katılabilmektir.

Toprak olmak, kendini ona teslim etmektir.

İşte bu yüzdendir ki, hakikat bilgide değil, kendini hakikate katabilmektedir.

Bilmekten öteye geçmek gerekir.

Bilginin taşıyıcısı olmak değil, bizzat kendisi hâline gelmek gerekir.

Aynı vefada olduğu gibi;

Öğrenilmez, yaşanır.

Söylenmez, gösterilmez.

Vefa, insanın kendisini bir ahlâk haline getirmesidir.


Sakın zannetme ki herkesin toprak gibi bir kalbi vardır.

Bazısı taş gibi susar, bazısı kül gibi dağılır,

Bazısı da yağmur gibi akar ama toprağa hiç dokunmaz.

Sen, hangi halde olursan ol, toprak ol.

Gülün de dikenin de yükünü taşı,

Ama karşılık bekleme.

Zira toprak, ne verdin diye sormaz;

“Sen bana katıldın mı?” der.

İnsan da böyledir:

Hakikatten ne aldığını değil,

Hakikate ne kadar karışabildiğini düşünmelidir.


Unutma:

Vefa, kendisine yapılan iyiliği değil, gönüle düşen izi hatırlar.

İyiliğe iyilik zaten sıradan,

Asıl olan, hatırlamayana da hatır etmektir.

Ve bu hâl, bilinen bir meziyet değil, olgun bir teslimiyettir.

O zaman vefa kemale erer.

O zaman toprakta gül biter.

Ve sen artık bir “bilgin” değil, bir “bilge” olursun.


Şimdi sor kendine…

Ne taşıyorsun içinde?

Hafızanda isimler mi var, yoksa gönlünde izler mi?

Biri unutulmaya, diğeri hatırlanmaya mecburdur.

İz taşıyanlar susar.

Ve sadece gerektiğinde açar çiçeklerini.

Tıpkı toprak gibi.


Sen sus…

Ama susarken büyüt içinde olanı.

Çünkü vefa, bağırarak değil, bağrına basarak yaşanır.

Ve hakikat, bilgiyi taşıyana değil, kendini ona katanadır. 



قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّٰهِ رَبِّ الْعٰلَمِينَ


“De ki: Duam (niyetim) ve amelim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En‘âm, 6/162)

KZ

12 Nisan 2012 Perşembe

Bilgi Özgürlüğü

Kendinden elde etmediğin bir bilgi ile konuşmak, sağlak olmana rağmen sol elle imza atmaya benzer. Bu düzgün olmayacaktır, bu ancak sol elini eğitip onunla imza atma deneyimini yaşayarak mümkün olabilir. Bu tecrübeden mahrum olan sol elle attığın imza sağ elle attığın imzaya asla uymayacaktır. Aynı, amel etmeden sadece okuyarak veya duyarak elde ettiğin bir bilginin sana uymaması gibidir. Sana uyması için; bildiğin veya bildiğini sandığın o bilgiyi hayata uyarlayarak onu yaşanabilir bir bilgi kılman gerek. Çünkü ancak yaşanan bir bilgi gerçek anlamda insana uyar ve yakışır.
Ayrıca yaşanabilir bir bilgi insana daha derin bilgi kaynağı olur. İşte insan bildiklerini hayata geçirip onları tecrübe ettiğinde gerçek anlamda o bilgiye sahip olur. Bilgi sahipliği kavramı ile izah etmeye gayret ettiğim bilginin uygun yerde kullanılabilirliğidir. Size ait olan bir bilgiyi istediğiniz yerde kullanabiliyor olmanız da bir özgürlüktür.
KZ