Sadakat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sadakat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2025 Perşembe

Gönülden Vize Almak

Bir Gönle Yalanla Girilir, Lâkin Orada İkamet Almak Dürüstlük İster


Gönülden Vize Almak

Devletlerin, başka bir devletin vatandaşına kendi topraklarına girmesi için “vize” vermesi, günümüz siyâsetinde en bilindik prosedürlerden biridir. Her ülke, hududunu korumak, düzenini muhafaza etmek için bu şartı koyar. Vizesiz giriş ya mümkün değildir yahut sınırlı hâllerde mümkündür. Zîrâ devlet, kendi nizamına zarar gelmemesi için gelen kişiyi imtihan eder, belgelerini inceler, niyetini yoklar; uygun görürse ona bir mühür basar: vize. Bu mühür, yolcunun huduttan içeri girmesine izin verir.

Ne var ki, vize almak demek o ülkede dilediğin gibi ikamet etmek demek değildir. O vize çoğu zaman belirli bir müddet içindir, şartlara bağlıdır; ihlâl olursa iptale uğrar. Asıl oturum izni, uzun vadeli ikamet hakkı, daha ağır şartlara bağlanır: güvenlik, dürüstlük, sadâkat…

İşte gönül de böyledir. Bir gönle girmek için bazen tatlı bir söz, cilâlı bir ifade, hatta yalanın parlak görünüşü “giriş vizesi” gibi iş görür. Lâkin gönül ülkesinde daimî ikamet almak, orada bir hâne kurmak, ancak dürüstlük ve sadâkat ile mümkündür. Yalanla alınan gönül vizesi, kısa süreli bir misafirlikten öteye geçmez; süre biter, mühür iptal olur, kalp kapıları kapanır.

İmam Gazali Hazretleri bu minvalde şöyle buyurur:
“Kalbin sıhhati doğrulukladır. Doğruluk kalbin nurudur, yalan ise zulmetidir.”

Nasıl ki bir devlet, kendisine zarar verecek unsurları hududundan sokmaz; gönül de hakikatte böyledir. Yalan, gönle sızsa da kök salamadan sökülür. Doğruluk ise güven telkin eder; kalbi mamur eder, gönül ülkesinde daimî ikamet hakkı sağlar.

Kur’an-ı Kerîm’de bu hakikat şöyle dile getirilir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 119)

Bu ayet-i kerîme, hakiki vatandaşlığın sıdkla kazanıldığını haber verir. Zîrâ doğrularla beraber olmak, bir gönül ülkesine sadâkatle bağlanmak gibidir.

Mevlânâ Hazretleri’nin şu sözü bu noktada manidar düşer:
“Yalan kısa menzilli bir attır; seni bir menzil götürür ama sonra yolda bırakır. Doğruluk ise uzun yol atıdır; seni menziline eriştirir.”

Velhasıl, gönül ülkesinin vizeleri kolaydır, kısa sürelidir; ama orada “oturum izni” alabilmek, ömür boyu vatandaşlık kazanmak, yalnızca dürüstlükle mümkündür. Zîrâ gönülden alınan vize, sadâkat mührüyle daimîleşir.


KZ

17 Ekim 2025 Cuma

Biri Yanar, Biri Döner Gider

Biri susar, biri söyler gider,
Sır gönüle inip çağlar gider.

Susanda nur parlar, sabrı çözer,

Nazla gelen, söver, döner gider.


Biri kalır, biri yollara düşer,

Kül olur nefis, dertler pişer.

Yâr olanın kalbi gülistan keser,

Ağyâr gölge gibi kaçar gider.


Biri bekler, biri demine erer,

Sabırdan gonca açar, devran döner.

Aşkın ateşi düşer ciğere,

Perde yanar, nazar biter gider.


Biri yanar, biri döner gider,

Yanan yâr, dönen ağyâr gider.

Kalan Hakk’a er olur gider,

Can cânâna varır, gerisi rüzgâr, gider.


KZ

29 Haziran 2025 Pazar

Gölge ve Işık

 Gölge ve Işık


Hayat ışıkla oluşur lakin ömür haline gelişi için gölge şarttır.


Gördüğün, görebildiğin kadarsındır. Işık ruha timsal oldu gölge bedene misal


Yokluktaki sabır, Varlıktaki tavır. Kim olduğunu söyler. Yani rengini ortaya koyar.

Kıldan ince kılıçdan keskin bir yokluğa sabır gerekiyor ki varlık renge bürünsün. 


İfrat ve tefrit geniştir. İtidal yolu ise neredeyse yokluk mesabesindedir. Onca rakamın arasına sıkışmış kalmış bir sıfır var. İşte sen onu yakalayacaksın ömrünle, gölgenle bu da gösterdiğin tavır sayesinde olur ve ezeli rengine nihayetine kavuşursun. Allâh’ın boyası


Gölge açının sonucunda renkler ortaya çıkar. Acı olmazsa açı ortaya çıkmaz.



أَلَمْ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا



“Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi, onu elbet sakin (Hareketsiz) kılardı. Sonra biz güneşi, ona delil kıldık.” (Furkan, 45)


Bunca evsaftan görünen bir cemal 

Bir cemali bunca elvan eylemiş.



KZ

2 Haziran 2025 Pazartesi

Vefa ve Vefat

Vefa toprak gibidir. Zira toprak, sadık bir dost gibi, kendisine emanet edileni muhakkak karşılıksız bırakmaz.



Vefa Toprak Gibi, İnsan da Öyle Olmalı


Zira toprak, neyi alsa bağrına basar.

İster gözyaşı dök, ister terini akıt…

Ne verirsen ver, bir gün mutlaka hayata çevirir.

Çünkü toprak, unutmayanların lisanıdır.

Sessizdir, lakin sadıktır.


Sen de bil ki, vefa böyledir.

Kendisini belli etmez.

Görünmez.

İz bırakmaz.

Ama vakti gelince gül olup açar.

Kimseye söylemeden, gürültü etmeden döner sahibine.

Çünkü vefa, ses değil sadadır.

Bir gönülde yer etmişse, artık o gönül sıradan bir kalp değildir.


Ne bekler, ne ister, ne de hatırlanmak için çırpınır.

Zaten hatırlamak değil, unutamamaktır onun cevheri.

Vefa; gözden silinse de, gönülden silinmemektir.

Üzerine basanları bağrına basmak, incitene dahi gül yetiştirmektir.

Bunu yapabilen gönül, işte gerçek topraktır.


Ama asıl mesele burada başlar:

Sen toprağa ne verdiğini saymaya kalkma.

Çünkü mesele, toprağa ne kattığın değil,

Toprağın kendisine katılabilmektir.

Toprak olmak, kendini ona teslim etmektir.

İşte bu yüzdendir ki, hakikat bilgide değil, kendini hakikate katabilmektedir.

Bilmekten öteye geçmek gerekir.

Bilginin taşıyıcısı olmak değil, bizzat kendisi hâline gelmek gerekir.

Aynı vefada olduğu gibi;

Öğrenilmez, yaşanır.

Söylenmez, gösterilmez.

Vefa, insanın kendisini bir ahlâk haline getirmesidir.


Sakın zannetme ki herkesin toprak gibi bir kalbi vardır.

Bazısı taş gibi susar, bazısı kül gibi dağılır,

Bazısı da yağmur gibi akar ama toprağa hiç dokunmaz.

Sen, hangi halde olursan ol, toprak ol.

Gülün de dikenin de yükünü taşı,

Ama karşılık bekleme.

Zira toprak, ne verdin diye sormaz;

“Sen bana katıldın mı?” der.

İnsan da böyledir:

Hakikatten ne aldığını değil,

Hakikate ne kadar karışabildiğini düşünmelidir.


Unutma:

Vefa, kendisine yapılan iyiliği değil, gönüle düşen izi hatırlar.

İyiliğe iyilik zaten sıradan,

Asıl olan, hatırlamayana da hatır etmektir.

Ve bu hâl, bilinen bir meziyet değil, olgun bir teslimiyettir.

O zaman vefa kemale erer.

O zaman toprakta gül biter.

Ve sen artık bir “bilgin” değil, bir “bilge” olursun.


Şimdi sor kendine…

Ne taşıyorsun içinde?

Hafızanda isimler mi var, yoksa gönlünde izler mi?

Biri unutulmaya, diğeri hatırlanmaya mecburdur.

İz taşıyanlar susar.

Ve sadece gerektiğinde açar çiçeklerini.

Tıpkı toprak gibi.


Sen sus…

Ama susarken büyüt içinde olanı.

Çünkü vefa, bağırarak değil, bağrına basarak yaşanır.

Ve hakikat, bilgiyi taşıyana değil, kendini ona katanadır. 



قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّٰهِ رَبِّ الْعٰلَمِينَ


“De ki: Duam (niyetim) ve amelim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En‘âm, 6/162)

KZ