17 Nisan 2026 Cuma

Rabbi ona: ‘Teslim ol, selamet bul’ dedi.”

Teslimiyet: Bir kimsenin kendi iradesini, hükmünü ve tasarruf iddiasını Allah’a bırakması; O’nun emrine rıza ile boyun eğmesi, itirazı terk etmesi ve kalben güven içinde bulunması hâlidir. İman bağlamında bu, sarsılmaz bir itimat ve huzur menbaıdır. Umumî istifadede ise itaat, boyun eğme ve teslim olma manalarına gelir.

Müslüman: Bu teslimiyeti gösteren, Allah’a teslim olan kimseye denir.

Daha kısa ve kavram merkezli söylenirse:Müslüman, Allah’a teslim olan kimsedir.


Zira “İslâm”ın özünde, kuru bir boyun eğiş değil; e
mniyet, selâmet ve rızâ ile Hakk’a yöneliş vardır. Boyun eğmek korkunun dili olabilir; teslimiyet ise muhabbetle yoğrulmuş güvenin lisanıdır.

Kur’ân bu manayı pek latif bir surette haber verir:

“إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ ۖ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ”
“Rabbi ona: ‘Teslim ol’ dediğinde, o: ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum’ dedi.” (Bakara, 2/131)

1) Lügat cihetiyle teslimiyet

Lügat bakımından teslimiyet; kişinin kendini, hükmünü, iradesini, tasarruf iddiasını bir başkasına bırakmasıdır. Dînî çerçevede bu, Allah’ın hükmüne rıza ile inkıyad etmek demektir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Teslimiyet, aklı atmak değildir; aklı Hakk’ın emrine hizmetkâr kılmaktır.
İradeyi yok etmek değildir; iradeyi Rabbânî murada bağlamaktır.

İmam Gazâlî Hazretlerinin ahlâk telakkisine muvafık olarak söylersek: İnsan akıl, gazap ve şehvet kuvvelerini itidal üzere kurabildiği nisbette hakiki teslimiyete yaklaşır. Çünkü nefsin taşkınlığı sürdükçe kul, “teslim oldum” dese de çoğu zaman kendi hevâsına itaat etmektedir.

2) Ahlâk cihetiyle teslimiyet

Ahlâk sahasında teslimiyet, isyanı terkrıza hâlini kuşanmaitirazı azaltmaemaneti sahibine vermedir. İnsan çoğu vakit hayatı kendi malı, bedeni kendi mülkü, vakti kendi sermayesi zanneder. Hâlbuki teslimiyet, bunların hepsinin emanet olduğunu fark etmektir.

Bu yüzden teslimiyet:

  • Musibette sızlanmayı değil, edebi öğretir.
  • Nimette şımarmayı değil, şükrü öğretir.
  • Kararsızlıkta dağılmayı değil, tevekkülü öğretir.
  • Kederde boğulmayı değil, Hakk’a dayanmayı öğretir.

Teslimiyet sahibi kimse, başına gelen her şeyi sevmek zorunda değildir; fakat her şeyin Allah’ın ilmi ve hikmeti dışında olmadığını bilir. İşte burası ince yerdir. Teslimiyet, acıyı inkâr etmekten ziyade; acının içinde hikmeti aramaktır. Tasavvufta teslimiyet, kalbin, sırrın, iddianın ve benlik merkezinin Allah’a bırakılmasıdır. Yani insanın hem bedenen hem de manen secdeye kapanmasıdır. Zahirde namaz kılmak başka, bâtında hükmü Allah’a vermek başkadır. Hakiki teslimiyet, bu ikisinin birleşmesidir.

3) Tasavvuf cihetiyle teslimiyet

Tasavvuf ehli için teslimiyet mertebeleri:

Birinci mertebe: Emre teslimiyet.

Kul, Allah’ın farzlarına ve yasaklarına boyun eğer. Bu, işin kapısıdır.

İkinci mertebe: Hükme teslimiyet.
Hayatın seyrinde tecellî eden ilâhî takdire karşı kalp burulmaz, incinmez, yüksünmez; “Niçin ben?” feryadı yerine “Bunda bana düşen edep nedir?” suali doğar.

Üçüncü mertebe: Tedbiri Hakk’a bırakmak.
Kul sebeplere yapışır; fakat neticeyi kendi kudretinden bilmez. Tohumu eker, meyveyi Allah’tan bekler.

Dördüncü mertebe: Benlikten teslimiyet.
Burada en zor perde kalkar. İnsan, sadece malını değil; fikriniyorumunuhaklılık iddiasını, hatta “ben yaptım” vehmini de Hakk’ın önünde eritir. İşte tasavvufun asıl düğümü burada çözülür. Çünkü teslimiyetin önündeki en büyük perde, dış düşman değil; nefsin gizli rubûbiyet sevdasıdır.

Tasavvufî bakımdan teslimiyetin özü şudur:
Kul, Allah’ın huzurunda kendisini müstakil bir varlık merkezi gibi değil, O’nun kudretine muhtaç bir abd olarak idrak eder.
Bu idrak derinleşince, kalpte garip bir sükûnet doğar. Zira insan, her şeyi kendi omzunda taşımaya çalıştıkça ezilir; yükü Sahibine verdikçe hafifler.

Bu hâli anlatan pek latif bir hadîs-i şerif de vardır:

“الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ”
“Müslüman, Müslümanların dilinden ve elinden selâmette olduğu kimsedir.” (Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64)

Burada da yine aynı kök parlıyor: Müslüman, çevresine selâmet taşıyan kişidir. Demek ki Allah’a teslim olan, insanlara da emniyet verir. İçinde harp olanın dışı da sarsıcı olur; içinde selâm olanın dışı da rahmet kokar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder