Müslüman: Bu teslimiyeti gösteren, Allah’a teslim olan kimseye denir.
Daha kısa ve kavram merkezli söylenirse:Müslüman, Allah’a teslim olan kimsedir.
Zira “İslâm”ın özünde, kuru bir boyun eğiş değil; e
mniyet, selâmet ve rızâ ile Hakk’a yöneliş vardır. Boyun eğmek korkunun dili olabilir; teslimiyet ise muhabbetle yoğrulmuş güvenin lisanıdır.
Kur’ân bu manayı pek latif bir surette haber verir:
1) Lügat cihetiyle teslimiyet
İmam Gazâlî Hazretlerinin ahlâk telakkisine muvafık olarak söylersek: İnsan akıl, gazap ve şehvet kuvvelerini itidal üzere kurabildiği nisbette hakiki teslimiyete yaklaşır. Çünkü nefsin taşkınlığı sürdükçe kul, “teslim oldum” dese de çoğu zaman kendi hevâsına itaat etmektedir.
2) Ahlâk cihetiyle teslimiyet
Ahlâk sahasında teslimiyet, isyanı terk, rıza hâlini kuşanma, itirazı azaltma, emaneti sahibine vermedir. İnsan çoğu vakit hayatı kendi malı, bedeni kendi mülkü, vakti kendi sermayesi zanneder. Hâlbuki teslimiyet, bunların hepsinin emanet olduğunu fark etmektir.
Bu yüzden teslimiyet:
- Musibette sızlanmayı değil, edebi öğretir.
- Nimette şımarmayı değil, şükrü öğretir.
- Kararsızlıkta dağılmayı değil, tevekkülü öğretir.
- Kederde boğulmayı değil, Hakk’a dayanmayı öğretir.
Teslimiyet sahibi kimse, başına gelen her şeyi sevmek zorunda değildir; fakat her şeyin Allah’ın ilmi ve hikmeti dışında olmadığını bilir. İşte burası ince yerdir. Teslimiyet, acıyı inkâr etmekten ziyade; acının içinde hikmeti aramaktır. Tasavvufta teslimiyet, kalbin, sırrın, iddianın ve benlik merkezinin Allah’a bırakılmasıdır. Yani insanın hem bedenen hem de manen secdeye kapanmasıdır. Zahirde namaz kılmak başka, bâtında hükmü Allah’a vermek başkadır. Hakiki teslimiyet, bu ikisinin birleşmesidir.
3) Tasavvuf cihetiyle teslimiyet
Tasavvuf ehli için teslimiyet mertebeleri:
Birinci mertebe: Emre teslimiyet.
Bu idrak derinleşince, kalpte garip bir sükûnet doğar. Zira insan, her şeyi kendi omzunda taşımaya çalıştıkça ezilir; yükü Sahibine verdikçe hafifler.
Bu hâli anlatan pek latif bir hadîs-i şerif de vardır:
“الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ”
“Müslüman, Müslümanların dilinden ve elinden selâmette olduğu kimsedir.” (Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64)
Burada da yine aynı kök parlıyor: Müslüman, çevresine selâmet taşıyan kişidir. Demek ki Allah’a teslim olan, insanlara da emniyet verir. İçinde harp olanın dışı da sarsıcı olur; içinde selâm olanın dışı da rahmet kokar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder